
Hayalinin peşinde koşan adam:
Serkan Ercan
Göçmen bir ailenin çocuğu olan Serkan Ercan, 1975 yılında Amasya’da doğdu.1999 yılında İstanbul
Üniversitesi Devlet Konservatuvarı Tiyatro bölümünü bitirdi. Mezun olduğu yıl, Şafak Bakkalbaşıoğlu’nun
TRT için yaptığı gezi programı “Kaçış Planı”nı sunarak Türkiye’yi il il gezdi. Mezun olduktan sonra Dormen
Tiyatrosu ve Devlet tiyatrolarında oyuncu olarak rol aldı. “Peri Tozu”, “Anlat İstanbul”, “Gölge” ve “Gişe
Memuru” isimli sinema filmlerinde ve “Kaygısızlar”, ”Yılan Hikayesi”, “Bir İstanbul Masalı”, “Eşref Saati” isimli
dizilerde boy gösterdi. “Gölge” filmindeki başarısıyla, 15. Adana Altın Koza Film Festivali’nde “En İyi Yardımcı
Erkek Oyuncu” ödülünü alırken, “Gişe Memuru”ndaki rolü, ona Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde En İyi
Erkek Oyuncu ödülünü kazandırdı.

Balkanlar ve Batı Anadolu, Osmanlı
İmparatorluğu’nun çöküş sürecinde, büyük
göçler, kültürlerarası güçlü bir iletişim ve
dolayısıyla müthiş bir dil zenginliği yaşadı.
Ülkeler arasındaki sınırların belirlenmesinin
üzerinden 100 yıla yakın bir zaman geçmesine
karşın, komşular arasında bazı bölgelerde
dilbirliği devam ediyor. Bu yıl, “Gişe
Memuru”yla En İyi Erkek Oyuncu dalında
Altın Portakal’a layık görülen Ercan, “Sadece
Türkçe” projesiyle, dilimizin konuşulduğu
coğrafyalara yelken açıyor.
Bir karakteri canlandırmak, oyunculuk
mu sizi daha çok cezbediyor, yoksa belgesel
yapmak mı?
Oyun ve oyunculuk hep ilgimi çekti
aslında ve zaman içinde bunun için
kendime fırsatlar yaratmaya çalıştım.
Bu fırsatların sonucunda, 1995 yılında
konservatuara girdiğimde, bulunmak
istediğim yerde olduğumu düşündüm. Sonra
anladım ki, oyuncu olmak için okulunu
okumak şart değilmiş. Keşke ilgimi çeken
başka bir şey okusaymışım, oyunculukla
nasıl olsa ilgilenirmişim. Oyunculukla
programcılık birlikte ilerledi hep. İlk gezi
programını yapmaya 1999 yılında başladım,
konservatuvardan mezun olduğum yıl yani; o
yıldan beri sinema, tiyatro, televizyon ve gezi
programları birlikte gitti. Kendi meraklarımın
peşine düştüm ve gittiğim yerlerden o merakla
edindiğim duyguyu ve muhabbeti insanlarla
paylaştım. Galiba insanlar da bunu sevdi.
Dil bağını temel alan “Sadece Türkçe”
projesine nasıl bir hazırlık yaptınız?
Gideceğiniz bölgelerdeki lehçelerle ilgili bir
araştırma yaptınız mı?
Yola çıkmadan önce her gittiğim yerin
konuşma kılavuzunu alıyorum ilk olarak.
Neredeyse tüm Balkan ülkelerinin konuşma
kılavuzları var piyasada, aklınızda olsun.
İhtiyacım olabileceğini düşündüğüm
kelimelere biraz göz atıyorum ve gerisini
muhabbetin akışına bırakıyorum. Zaten
gittiğimiz yerlerde insanlar bizi ve derdimizi
anlamaya o kadar açık ki, bizim gibiler
yani... Biz de dilimizi bilmeyen bir yabancıyı
gitmek istediği yerin kapısına kadar götürmez
miyiz, onlar da öyle işte! İşimiz zor değil o
yüzden, en azından şimdiye kadar gittiğimiz
Makedonya, Yunanistan ve Romanya’da
iletişim kurmakta zorlanmadığımızı
söyleyebilirim.
Ortak bir tarihimizin bulunduğu bu
coğrafyalara daha önce gitmiş miydiniz?
Yunanistan ve Macaristan’a gittim.
Yunanistan seyahatimiz Santorini’ye olduğu
için anakarayı transit geçmiştik ve pek
görme fırsatım olmamıştı. Macaristan’ı daha
ayrıntılı hatırlıyorum. 2000 yılında dört
arkadaş trenle gitmiştik; hayatımın en güzel
yolculuklarından biriydi. Budapeşte’de kaldık
birkaç gün, sonra birçok Osmanlı eserinin
de bulunduğu Pecs ve Zigetvar’a gittik. İki
dilde de aynı anlama gelen bir cümle vardı
hatırlıyorum, Macarlarla birbirimize söyleyip
söyleyip gülerdik: “Cebimde küçük bir elma
var.”
Belgesellerin çekimleri sırasında
yaşadığınız en ilginç şey ne oldu?
Galiba en ilginci Gümülcine’de Yunan
gizli servisi tarafından takip edilmekti. Onlar
Yunanistan seyahati boyunca peşimizdelermiş
gerçi ama biz Gümülcine’de fark ettik. Galiba
çekim yaptığımızı izinlerimiz dolayısıyla
bildiklerinden, başımıza ters bir şey gelmesin
ve ülkeden sorunsuz ayrılalım diye yapıyorlar.
Çünkü fark edildiklerini bilmelerine rağmen
hiçbir engel ya da müdahalede bulunmadan
izlediler sadece. Filmlerdeki gibiydi
hakikaten, nereye gitsek geliyorlar, lokantada
yan masadalar, arabaları ya önümüzde ya
arkamızda falan, heyecanlı ve aksiyonlu bir
gezi oldu sayelerinde.
Tarihi eserler içerisinde sizi en çok hangisi
etkiledi?
Romanya’da Transilvanya bölgesinin en
eski kentleri olan Braşov ve Sigişoara’daki
yapılar inanılmazdı. Avrupa’da Ortaçağ’dan
beri içinde hâlâ insanların yaşadığı bu en
eski kentler, tarihi bir filmin seti gibi resmen.
Gözünüzün gördüğü her yapı -ki çoğu
restoran, bar ya da otel olmuş durumda-
1200-1300’lü yıllara tarihleniyor ve hâlâ
ayaktalar. Özellikle gece aydınlatıldığında şato
ve katedraller çok göz alıcı oluyor.
Sizin için en anlamlı ziyaret hangisiydi?
Köstence aralarında en önemlisi çünkü
ailem oralıdır. Balkan göçmeni bizimkiler,
dedelerimiz oradan gelmiş. Oralara gitmek
hayalimdi hep ama bir türlü fırsat olmamıştı.
O yüzden bu gezi programı işini çok
seviyorum. Hem her yeri gezip hem de
hayallerimi gerçekleştirebileceğim bundan
daha güzel bir iş düşünemiyorum; buna ‘iş’
denirse tabii.
Gezi programı yapmak sizin
karakterinizle örtüşüyor, ekrana yansıyan
görüntüye bakarsak. Siz seyahat etmeyi nasıl
tanımlıyorsunuz?
Çocukluğumdan beri ‘oyun, müzik ve
seyahat’ üçlüsü hep çekti beni. Seyahat etmek
en eski tutkularımdan biridir. Çocukken
haritayı önüme alır, gittiğim birkaç yere şöyle
bir bakar ve gidilip görülecek koca bir dünya
var, şimdi gezmeye başlasam ömrüm yeter mi
diye düşünürdüm. Çocuk aklı işte... Halbuki
ömür her şeye yeter, yeter ki sen evde oturma
dışarı çık. Çok eski bir Çingene atasözü vardır,
çok severim, der ki; “Evde oturan adam ölür.”
Bu ay Turkmax’ta “Gişe Memuru”nu
da izleme fırsatı bulacağız. Siz de bu
filmdeki performansınızla En İyi Erkek
Oyuncu Ödülü’nü aldınız. Siz, bu filmi
son dönem Türk sinemasında nasıl
konumlandırıyorsunuz?
Bence Türk sinemasına süper bir kuşak
geliyor. Birbirlerinin başarılarından keyif
alan ve dertleri kendi hikayelerini anlatmak,
kendi farklılık ve yeteneklerini ortaya koymak
olan yeni bir kuşak. “Gişe Memuru” da tüm
ekibiyle, son dönemde vizyona giren ve göze
çarpan birçok yeni film gibi bu kuşağın ürünü.
Tür açısından biraz karışık ve zor tarif edilir
bir film olsa da başarılı bir örnek olduğunu
düşünüyorum. Sinemada kaçıranlara
izlemelerini tavsiye ederim, vakitleri boşa
gitmeyecek, emin olsunlar.
Tolga Üyken
Anadolu’nun farklı yörelerinde, geleneksel kültürle şekillenen dansları keşfe çıkan Tan Sağtürk’ün ilk durağı...
DETAY >Beyaz Cam, hayatımızın vazgeçilmez parçası olan televizyon ile tanıştığımız günlere bir yolculuk niteliğinde.
DETAY >İZ TV’nin yeni kuşağı “Yolda”, iki genç seyyahın neşeli yolculuklarını anlatıyor...
DETAY >Mayıs ayında İZ TV'de öne çıkan HD kalitesindeki programlardan bir kaçı...
DETAY >İçinden müzik geçen filmler, konserler ve müzisyenler! Sizin için kapsamlı bir müzik dosyası hazırladık!
DETAY >History'nin ses getiren belgeseli Ancient Aliens, her perşembe 23.00'da ekranlarda...
DETAY >İZ TV, 1979 ve 1980’de politik atmosfer nedeniyle iptal olan ve 30 yıl gecikmeyle dağıtılan ödüllerin hikayesini anlatıyor...
DETAY >Etkileri tüm dünyada hissedilen terörist saldırılardan bu yana 10 yıl geçti.
DETAY >